29 Ocak 2009 Perşembe

Denizden ibaretim sanırdım...


Deniz diye diye büyüdüm ben. Öyle bir sahil kasabasında falan da büyümedim ama İstanbul da öyle değil midir? İki bilemedin üç tepe aşsan bir yerden kendini gösterir serin sular. O nedenle ben ne zaman deniz olmayan bir memlekete gitsem cok yabancılarım. Hep bir yerden kafasını uzatacak sandığım mavi sihir görünmezse o şehir bana, çok lezzetli de olsa tuzu konmamış bir yemek gibi gelir ve suratım ister istemez buruşur.
Deniz varoluş alanımdaki herşeyi tarif etmeye yeten, içinde bana ait ve bana ait olmayan herşeyi saklayandı. Psikoterapide de özellikle relaksasyon çalışmalarında hemen hemen sadece "deniz metaforunu" kullanırdım.
Ancak geçenlerde birşey oldu. Hali hazırda devam eden eğitimlerimin birinde hayatımdaki yeni oluşumlara bir" isim" bulmam gerekti. Kafamı kaldırdım ve camdan baktım. İçimdeki dinginliği ve huzurun adını orada bulacağım inanın aklıma gelmezdi. Ama oldu. Bir anda toprak diye yazıverdim. Camdan baktığımda az önce hiç de farketmeden adımlayıp içeriye girdiğim ancak şimdi kendime inceleme şansı verdiğim, toprakla karşı karşıyaydım. Islaktı, pırıl pırıl ve çok güçlü duruyordu. Yağmuru beklemiş ve beklediği tam da istediği gibi gelmiş, üzerinde yeşerttiği herşeyi tüm canlılığıyla ve gururla gözler önüne sermiş duruyordu. Toprak eksikti bende. Durmanın ve köklenmenin huzur verdiğini bilirdim, hissederdim. Ancak bunu betimlemek, hazmetmek de gerekirmiş. Deniz de bulabilirim sandım tüm aksimi ama artık biliyorum ki deniz kadar toprak da benim ve benim aksim.

18 Ocak 2009 Pazar

çakıltaşları deyince...


Çakıltaşları deyince bir sıcaklık kaplar mı içinizi? Taştır neticede. Serttir, esnemez. Ancak çeşit çeşit olup bir de bir arada durmayı becerebildiklerinden olsa gerek o küçük parçacıklar pek bir sevilir ve özellikle sempatik ve sıcak bulunur. Çakıl taşları özellikle son yıllarda çok kullanılan dekoratif bir unsur haline de geldi.

Ama ben oldum olası çakıl taşları topladım. Taş torbalarını uzun tatillerden üşenmedim, taşıdım. Hiç düşündünüz mü neden küçük ve farklı şeklillerde olunca cazip geliyorlar onlar bize? Yazımın başında da bahsettiğim gibi farklılıklara rağmen birarada keyifle durabildikleri için bence! Üstleri dalgayla ıslandıklarında farklı renkleri iyice bir ortaya çıkar; pırıl pırıl yeşil, füme, beyaz, kahve... Tıpkı yaşamın dalgalarında bizim de ayrışan renklerimizin -fikirlerimizin, inançlarımızın- ortaya daha da belirgin çıkışı gibi. Şimdi size fısıldıyorum; çakıltaşlarını izleyin inceleyin. Özellikle deniz kenarındakileri. Hedef belli: farklılıklara rağmen bütünü kabul için onlardan ipucu istiyoruz.
Sevgiler...
Elif

14 Ocak 2009 Çarşamba

mis gibi temiz hava...


isli puslu bu kış gunlerinde nerden çıktı --mis gibi temiz hava-- diyecek olursanız, hemen soyluyorum; yeni başlangıçlar , onlara verdiğiniz anlamlarla baharın mis gibi ferah nefesini getirebiliyor. "Camdan Pabuçlar Kadın Değişim ve Paylaşım Grubu" isimli yeni projem bana baharın müjdecisi gibi geldi. Bireysel, çift ve aile terapilerinin yanısıra şimdi büyük bir özen gerektiren bu yeni bebeği sizlerle büyütme heyecani içindeyim.
şimdilik hepiniz birkez daha hoşgeldiniz, işte bu çalışmayla hayatlarınız karşınızda duruyor!