30 Ağustos 2009 Pazar

yaz bitmeden...

hani çok alımlı bir kadın geçer yanınızdan tıkır tıkır topuk sesleriyle. havada asılı kalır kokusu sedef bir kurdeleyle. bir bakışını yakalayacak olursanız size bir tutam eda bırakır. o eda size geçmiş gibi, o parfüm sizinle gezecekmiş gibi bir an havaya girersiniz.
küçük bir kızken ben onların ardından onlar gibi yürürdüm. annemin topuklu pabuclarını giyip, parfümünü sıkıp evde yaptığım pratikler işte o zaman işime yarar, hayal gücüm perdelerini acardı.
şimdi nerden aklıma geldi bunlar?
yaz diyordum değil mi? yaz bitmeden...
evet yaz bir alımlı kadın gibi geçip giderken ışığından alın avucunuza saklayın. bir avucunuzda yazın ışığını tuttuysanız diğer elinizede bir kalem alıp başlayın yeni sezonu planlamaya. havaya girdik ya elimizde sakladığımız ışık la- güçle olumsuz vurgulardan uzak sadece yapmak istediklerinizi planlayın ve bunları kendiniz için mutlaka yazın.
yaz bitmeden ondan birşeyler çalın kışa hazırlık yapın...
elif

13 Mart 2009 Cuma

aklı içerde bedeni dışarda!

saat sabahın beşi. bodrum barlar sokaği. en azından iki kuşağı büyüten "adamik" baş köşede duruyor işte. birde o sevimli köpek. ah ama nasil bir köpek... sahibi içerde kendisi dışarda. aklı içerde bedeni dışarda. ola ki kapı aralana görsün hop hemen içeriye giriyor. kızıyorlar, hayır diyorlar --en çok da sahibi diyor--. istemeye istemeye çıkıyor. sonra aynı sahne tekrar-tekrar ve tekrar... öğrenmiyor, anlamıyor; böyle yaparak istediğine ulaşamayacağına. deniyor, sürekli deniyor.küsmüyor. bütün enerjisini denemeye veriyor. biz içerdeyiz,dışardayız ama ne içerdeyken bize pas veriyor nede dışardayken ilgileniyor. varsa yoksa sahip seçtiği kişi... ama o sahipte varlığı içerde,yokluğu dışarda.
sonra bitiyor sahibinin sohbeti içerdekilerle, birde içkisi tabi. --hadi! diyor, o yine aralanan kapıdan hızlıca girdiği gibi tornistan hızlıca sahibinin peşinden çıkıyor. ikisi boş sokaklarda yürümeye başlıyorlar.
Arkalarından bakıyorum.
sahip söyleniyor "niye yapıyorsun bunu her gece" diye. o sessiz başı önde pıtır pıtır yürüyor yanında. isterse kızsın bağırsın sanki onu artık hiçbirşey yıkamaz gibi gidiyor sahibinin yanında. çünkü artık aklı da bedenide yanyana,içiçe gidiyor işte.
Arkalarından bakıyorum.
ne kadar arkalarında, ne kadar onlarda kaldım bilmiyorum.


23 Şubat 2009 Pazartesi

Gelecek gibi gitmek


Nesi acıtır en çok gitmenin? Ayrışmanın? O an mıdır zorlayan hani cesaret gerektiren? Yoksa sonrasinda ne olup biteceği midir? Tercihi "şimdi ve burada"ya odaklanmaktan yana olanlar icin herhalde o an bıçak yarası gibi sızlayacak içinde. Ancak, "ya sonra ne olacak" düşüncesi aklınıza düstü mü kaygı faresi de onun peşinden içinizi kemirmeye baslamış demektir.
Peki durun! Acaba gitmek mi acıtır yoksa gitmeye, ayrışmaya yüklenen anlam mı acıtır? Eger az önce benim aklımdan geçen gibi "acaba sonra ne olacak" gibi olumsuz sayılabilecek daha cok da belirsizlik yüklü bir anlam atfedersek gitmek-ayrışmak çok acıtabilir.
Gitmeye, ayrışmaya insan en çok "devamlılık" inancına sahip olduğu müddetçe dayanabilir. Devamlılık olgusu çocuk ve anne (bakım verici) arasında gelişmişse anne işe giderken çocuk huysuzlaşıp çileden çıkmaz. "Ayrılma anksiyetesi" dediğimiz çok sıklıkla yaşandığına tanık oldugumuz sendrom; anne çocukla tamamen içiçe geçmiş bir ilişki yaşamakta adeta onu doğurup göbek kordonunu kesmemiş gibi davranmakta veya tamamen ayrışıp gereken sıcaklık ve ilgiden çocuğu yoksun bırakması sonucunda ortaya çıkar. İşte bu "ayrılma anksiyetisi" yaşayan çocuklar, (özellikle ilkokul birinci sınıfta, annelerinden ayrılmamak için kendilerini yerden yere atarak bunu gösterirler) annelerinden ayrı kaldıklarında hayatla baş edemeyeceklerini bilirler. Sürekli anne tarafından düşürebileceği, üşütebileceği, yakabileceği söylenen o dış ve korkutucu dünyada artık o yapayalnızdırlar. Hayatta kalmak o an için onlara imkansız gelmesi böyle bakınca ne kadar da doğal degil mi? Ama öyle bakmayalım ve bakmamalarını sağlayalım. Ne de olsa ortak hedef; kendi başlarına birçok şeyi yapabilen kendine yeten bireyler olmaları...

Bir de yetşkinlerin "gitmelere" bakışları var ki işte o bakışlar nasıl köklendiğimizin en anlamlı kanıtları gibi. Bakım vericimizle kurduğumuz güven bağındaki hasarları tamir etmezsek hayata aksak devam edeceğimiz neredeyse kesin gibidir.
Ama bir aksaklık yoksa; işte o noktada ilişkinin doğasını konuşmak belki daha kolaylaşıyor. Buluşmalar, paylaşımlar, gorusmenin son dakikaları, bir daha ki bir araya gelişin planlanması, hiç birşey konuşulmaması... Hepsi bizleri etkileyebilir. Ben neredeyse iki buçuk senedir doğduğum, köklendiğimden yerden gitmeyi oraya geri gelmeyi öğreniyorum. Aileme, kardeşleşmiş arkadaşlarıma, sokaklarıma hayranlıkla bakıp onlara dokunup, sonrasında küçük bir kedi yavrusu gibi geri dönüyorum. Nerede olursak olalım hayat büyüyünce bizi itinayla ayırıyor. Artik "ha deyince" gözgöze gelemiyoruz. Ancak gelecek gibi gitmeler yüreklere ferah bir pencere açıyor. O nedenle sevdiklerim gidecekseniz, gelecek gibi gidin yine. Hani hep yaptığımız gibi...


29 Ocak 2009 Perşembe

Denizden ibaretim sanırdım...


Deniz diye diye büyüdüm ben. Öyle bir sahil kasabasında falan da büyümedim ama İstanbul da öyle değil midir? İki bilemedin üç tepe aşsan bir yerden kendini gösterir serin sular. O nedenle ben ne zaman deniz olmayan bir memlekete gitsem cok yabancılarım. Hep bir yerden kafasını uzatacak sandığım mavi sihir görünmezse o şehir bana, çok lezzetli de olsa tuzu konmamış bir yemek gibi gelir ve suratım ister istemez buruşur.
Deniz varoluş alanımdaki herşeyi tarif etmeye yeten, içinde bana ait ve bana ait olmayan herşeyi saklayandı. Psikoterapide de özellikle relaksasyon çalışmalarında hemen hemen sadece "deniz metaforunu" kullanırdım.
Ancak geçenlerde birşey oldu. Hali hazırda devam eden eğitimlerimin birinde hayatımdaki yeni oluşumlara bir" isim" bulmam gerekti. Kafamı kaldırdım ve camdan baktım. İçimdeki dinginliği ve huzurun adını orada bulacağım inanın aklıma gelmezdi. Ama oldu. Bir anda toprak diye yazıverdim. Camdan baktığımda az önce hiç de farketmeden adımlayıp içeriye girdiğim ancak şimdi kendime inceleme şansı verdiğim, toprakla karşı karşıyaydım. Islaktı, pırıl pırıl ve çok güçlü duruyordu. Yağmuru beklemiş ve beklediği tam da istediği gibi gelmiş, üzerinde yeşerttiği herşeyi tüm canlılığıyla ve gururla gözler önüne sermiş duruyordu. Toprak eksikti bende. Durmanın ve köklenmenin huzur verdiğini bilirdim, hissederdim. Ancak bunu betimlemek, hazmetmek de gerekirmiş. Deniz de bulabilirim sandım tüm aksimi ama artık biliyorum ki deniz kadar toprak da benim ve benim aksim.

18 Ocak 2009 Pazar

çakıltaşları deyince...


Çakıltaşları deyince bir sıcaklık kaplar mı içinizi? Taştır neticede. Serttir, esnemez. Ancak çeşit çeşit olup bir de bir arada durmayı becerebildiklerinden olsa gerek o küçük parçacıklar pek bir sevilir ve özellikle sempatik ve sıcak bulunur. Çakıl taşları özellikle son yıllarda çok kullanılan dekoratif bir unsur haline de geldi.

Ama ben oldum olası çakıl taşları topladım. Taş torbalarını uzun tatillerden üşenmedim, taşıdım. Hiç düşündünüz mü neden küçük ve farklı şeklillerde olunca cazip geliyorlar onlar bize? Yazımın başında da bahsettiğim gibi farklılıklara rağmen birarada keyifle durabildikleri için bence! Üstleri dalgayla ıslandıklarında farklı renkleri iyice bir ortaya çıkar; pırıl pırıl yeşil, füme, beyaz, kahve... Tıpkı yaşamın dalgalarında bizim de ayrışan renklerimizin -fikirlerimizin, inançlarımızın- ortaya daha da belirgin çıkışı gibi. Şimdi size fısıldıyorum; çakıltaşlarını izleyin inceleyin. Özellikle deniz kenarındakileri. Hedef belli: farklılıklara rağmen bütünü kabul için onlardan ipucu istiyoruz.
Sevgiler...
Elif

14 Ocak 2009 Çarşamba

mis gibi temiz hava...


isli puslu bu kış gunlerinde nerden çıktı --mis gibi temiz hava-- diyecek olursanız, hemen soyluyorum; yeni başlangıçlar , onlara verdiğiniz anlamlarla baharın mis gibi ferah nefesini getirebiliyor. "Camdan Pabuçlar Kadın Değişim ve Paylaşım Grubu" isimli yeni projem bana baharın müjdecisi gibi geldi. Bireysel, çift ve aile terapilerinin yanısıra şimdi büyük bir özen gerektiren bu yeni bebeği sizlerle büyütme heyecani içindeyim.
şimdilik hepiniz birkez daha hoşgeldiniz, işte bu çalışmayla hayatlarınız karşınızda duruyor!